Anastasios Suru

SİLİVRİ’NİN BATISINDAN KARADENİZ’E KADAR UZANAN ANASTASIOS SURU
Prof. Dr. Tayfun AKKAYA  

Trakya’ya inen akınları durdurmak için inşa ettirilen bu sur, İmparatora izafeten “Anastasios Suru” ya da “Uzun Duvar” namıyla tanınmış ve kendi devrinde genellikle “to makron teikhos” veya çoğul olarak “ta makra teikhe” şeklinde adlandırılmıştır. Kendisinden beklenen görevi pek yerine getiremeyen bu müdafaa hattının tarihlendirilmesi hususunda da bir birlik sağlanamamıştır.(1) İstanbul’un takriben 65 km. batısındaki bu Uzun Sur, Selymbria’yı da içine alarak Marmara Denizi’nden Karadeniz sahilindeki Evcik İskelesi’ne kadar 45 km.lik bir güzargâh boyunca uzanır.(2)

Bugün, surdan geriye kalan parçalar oldukça harap vaziyette bazı yerlerde temel kalıntıları halinde ve bazı kesimlerde temel taşlarının sökülmesiyle meydana gelmiş bir izden ibaret- olup, kimi yerlerdeki bakiyeler üzerlerini örten sık çalılıklardan dolayı fark edilmemektedir. Surun kalınlığı 3m.30 ilâ 3m.75 arasında olup, ön tarafta devamlı bir hendek kazılmamıştır. Surun batı cephesinde 10 m. kadar dışarı taşan yuvarlak kulelere sahip olduğu, kapıların arkasında genellikle 20 x 30 m. boyutlarında avlular olduğu ve bunların köşelerinde kuleleri bulunduğu; doğu cephesinde ise bazı mahallerde etrafları ayrıca sur ile çevrilmiş, tehlikeli noktalara ya da kulelerin muhafazasına sevk edilecek kuvvetleri barındırmaya mahsus büyük ordugâhlar mevcut olduğu vaktiyle yapılan incelemelerden dolayı bilinmektedir.(3)

N. Fıratlı tarafından belirtildiği gibi, Anastasios Suru’nun az tanınmasının sebebi, Trakya Bölgesi’nin turistik ve arkeolojik açıdan yeterince değerlendirilememiş olmasıdır ki bu ilgi azlığına bölgenin yakın zamana kadar “birinci askeri yasak bölge” sayılmasının yol açtığı söylenebilir.(4)

Anastasios Suru zaman zaman bazı gezginlerin dikkatini çekmiştir. Bunlardan biri olan seyyah Gyllius, 16. yy.da surdan şöyle bahsetmiştir:
“İstanbul civarındaki bölgeler ve tarlalar şehirden iki günlük mesafedeki uzun surlarla çevrilmişti. Bunlar, İmp. Anastasios tarafından Bulgar ve İskit hücumlarına karşı şehri korumak amacıyla Karadeniz’den Marmara Denizine varacak şekilde inşa ettirilmiş olup, şehirden kırk bin adım uzaklıkta ve yirmi Roma adımı genişliğindeydiler. Bu sur sık sık barbarların hücumuna uğramış ve yağmalanmıştır. Ancaka Iustinianos tarafından tamir ettirilerek müdafa avantajlarından istifade edilmek istenmiştir.”(5)1651’de Evliya Çelebi: “Silivri ile Terkos kalesinin arası onbir saat olup, oradan Silivri kalesine gelinceye kadar yedi kat kale duvarı, yedi kat hendek hisar nice bin yerlerde burç ve barolarıyla görünür”(6) diyerek abartmalı bir şekilde bu suru anlatır. 1686’da Silivri’ye gelen Coppin de şu bilgileri verir: “Şehrin dışındaki kırsal alanlarda eğlence evleri, güzel bahçeler görülür. İmp. Anastas (=I. Anastasios 491-518)’ın yaptırdığı uzun duvarların harabelerine rastlanır. Bu duvarlar barbar akınlarını durdurmak için Silivri’den Karadeniz’e kadar yaptırılmıştı. Kırk mil kadar uzunluktaydı.”(7)  Bu surun ilk defa Anastasios tarafından yaptırıldığı yolundaki yanlış bilgiyle çok sık karşılaşılır. Aslında bu sur daha evvel de mevcuttu.(8)Anastasios ise yeni baştan inşa ettirirmişti.

Seyyah Lechevalier de 19. yy. başında yayınlanan kitabında bu suru hemen hemen aynı şekilde anlatmıştı:

“Silivri’den biraz ilerde, yer yer istanbulluların şehirlerini barbar akınlarından korumak için yaptırdıkları uzun Macron-Teichos surunun (=Anastasios Suru) kalıntılarını gördüm. Bu uzun duvar Silivri’den Karadeniz’e kadar (Meletio Geographia, s.422’ye nazaran) 420 devir uzunluğundaydı.”(9)

Daha sonra Silivri’yi ziyaret eden seyyah Comte Andreossy, 1818’de yayınlanan hatıraları arasında bu sura da yer vermişti:

“..Silivri, Marmara’dan Karadeniz’e kadar uzanan ve Anastasios’dan beri Yunan imparatorluğunun sınırlarını teşkil etmiş olan uzun surun hep ileri karakolu olmuştu. Bu surlarla sınırlanan imparatorluk tüm yarımadayı kaplamaktaydı, dış tarafta ise barbarların kol gezdiği alanlar vardı.”(10)

Bu seyyahlardan sonra, Anastasios Suru üzerinde bir takım ilmi çalışmalar yapılmıştır. C. Schuchhardt tarafından bir araştırma yapılarak 1901’de yayınlanmıştır.(11) Bundan sonra ise P.N. Oreşkov, yaptığı araştırmalar arasında bu sura da yer vermiştir.(12)

1938 senesinde yayınlanan eserinde, A.M. Mansel bu sura ilişkin yaptığı araştırmalardan da bahsetmiştir.(13)

İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise F. Dirimtekin tarafından sur tetkik edilmiştir.(14) Bundan sonra, yıllarca bu konu ele alınmamış ve zaten harabeye dönüşmüş durumdaki kalıntılar kaderlerine terkedilmiştir.

Daha sonra ise, İstanbul’daki Saraçhane kazılarıyla tanınan İngiliz araştırmacı R.M. Harrison, suru tekrar inceleyerek, etraflı çalışmaların acil bir ihtiyaç haline geldiğini ifade etmiştir.(15)

1979 yılında surun arkeolojik ve turistik değerine işaret etmek maksadıyla Nezih Fıratlı’nın yapmış olduğu kısa bir tanıtıcı çalışmaya rastlıyoruz.(16) N. Fıratlı, R.M. Harrison’un bu surun meşhur “Çin Seddi” veya İngiltere’deki “Hadrianus Duvarı” ile aynı önemde olduğunu belirttiğini naklettikten sonra, İkinci Dünya Savaşında Trakya’da bir müdafaa hattı düşünüldüğünde, o zaman Genel Kurmay Başkanımız olan Mareşal Fevzi Çakmak tarafından bu duvarlardan tamir ettirilmek suretiyle istifade edilmek istendiği yolunda bir söylentinin var olduğundan da bahsetmiştir.

En son olarak da J.G. Crow’un bu surlarla ilgili çalışmaları 1995’de yayınlanmıştır.(17)

Surların Güzargâhı: Anastasios Suru, Silivri’de Kargaburnu ile Semirkum denelin mevkiler arasındaki tepenin batısından başlar. Bu hususu deniz içinde hâlâ görülebilen temel kalıntıları da doğrulamaktadır. Sur, başlangıç noktasından itibaren Çamurlu Derenin doğu kenarını izleyerek E5 karayoluna kadar uzanır. Buradan, Yapağca ve Alipaşa köylerinin batısından geçmek suretiyle Yapağca-Fener yolunun Küçükkılıçlı köyüne ayrılan sapağına varır. Bundan sonra Fener yolunun doğu kenarı boyunca uzayarak Çilingirtepe’ye ve 245 metre yükseklikteki bu tepe üzerinden geçerek Karanlık ayazma denilen mevkiye ulaşır. Buradan da, düzgün bir hat takip ederek Gümüşpınar köyünün ve Ferahtepe’nin doğusu istikâmetinde ilerler ve Terkos Gölüne kavuşan Karamandere üzerinden geçerek Karacaköy’de Karadeniz sahilinde ulaşır.

Anastasios Suru’nun Özellikleri: Kesme taş kullanılmış olup, alelacele yapılmış bir inşaat dikkati çeker. Harç olarak horasanlı harcı (Bizans) kullanılmıştır.(18) Surun üzerinde bir seyirdim yolu ve kalkan siperleri bulunmaktaydı. Kuleler, kare, dikdörtgen, altıgen, daire ve yarım daire gibi muhtelif plânlara sahiptirler. Surun Dervişkapı denilen mevkiinde yerlilerin Büyük ve Küçük Bedesten diye tabir ettikleri ordugâhlar olup, bunlar surun hemen gerisinde yer alırlar. Kalelere ve tahkim edilmiş kapı tesislerine de rastlanır. Sur üzerinde birçok gözetleme yeri bulunmaktadır. Ancak bunlar çok harap vaziyette olup, çoğu da ortadan kalkmıştır. Surun en iyi durumda kaldığı Dervişkapı mevkiinde duvarın eni, 3m.30 ve yüksekliği 5.m.00-5m.50 olarak ölçülmüştür. (19)

C. Schuchhardt, Karanlık ayazmada yarım daire şeklindeki bir kulede 0m.04 kalınlığında tuğlalar gördüğünü bildirmişse de daha sonra bu burcun tahrip olmasıyla bunlar da yok olmuş ve dolayısıyla bu surlarda tuğla ile ilgili tespitler yapmak imkânı kalmamıştır.(20)

Tahkim edilmiş kapı tesislerinden büyük olanı 31×57 metre ölçülerinde dikdörtgen plâna sahipti ve kapı bu dörtgenin tam ekseninde değil, biraz yana kaymış vaziyetteydi. Bu kapı tesisi 1948’lerde yok olmak üzere bulunmaktaydı ve sur, taş ocağı olma görevini sürdürdüğüne göre şimdi buralarda bir ize rastlamak imkânsızdır.

Küçük ölçüdeki diğer kapı tesisi, Küçük Kuşkaya’nın güneyinde yer alan büyük kapı tesisinin 3 km. kadar güneyinde bulunmaktaydı ve şoseye yakın olduğundan daha fazla tahrip edilmişti.

Surlardaki diğer kapılar genellikle 2 m. genişliğindeydi. 1948’lere kadar yıkılmadan gelebilmiş kuzey kesimde, Arabacı kapısı, Kör kapı, Derviş kapı, Suvat kapısı, Katran kapı gibi adlarla anılan giriş yerleri bulunmaktaydı. Bu kapılar, yol inşaatları sırasında yıkılmışlardır.

Alman araştırmacı Schuchhardt’ın araştırma yaptığı 1898 senelerinde Karadeniz’e yakın Karacaköy’de büyük ölçülerde (250×300 m.) bir “castrum”a (=ordugâh) rastlanmıştı.(21)

Bütün civardaki köylerin taş ihtiyacı bu surdan karşılanmış ve bazen temel taşları dahi sökülerek kullanılmıştır. Kurfallı köyünün kuruluşu tamamen bu surdan elde edilen malzeme sayesinde gerçekleştirilmiştir. Bundan başka bölgedeki yol inşaatlarında da malzeme olan bu surun güney kesimi tamamen ortadan kalkmıştır. Karadeniz’e yakın kısımlarda kalan bazı parçaların da kısa zamanda tamamen ortadan kalkacağı ve bu suru bulabilmek için temel izlerini aramak gerekeceği anlaşılmaktadır.
Anastasios Suru’nu ana hatlarıyla şöyle değerlendiriyoruz:

– Surun imparator I. Leon (457-474) ve Zenon devrinde (476-491) mevcut olduğunu gösteren kaynaklar bulunmasına rağmen Anastasios Suru olarak adlandırılması 507-512 yılları arasında gerçekleştirilen büyük inşaat sebebiyledir ve bu sırada surun yeni baştan yapıldğı tahmin edilmektedir.

– Eski kaynaklarda surun sık sık adının geçmemesinden dolayı büyük bir görev yüklenmediğini anlıyoruz. Bunun sebebi ise suru savunabilmek için çok sayıda askere ihtiyaç olmasıydı. Bu hususu Prokopios şu şekilde dile getirmişti: “Sur çok uzundu ve acele yapıldığından pek sağlam değildi. Bunu müdafaa etmek için çok asker kullanmak gerekiyordu. Düşman daima surun bir kısmına hücum ediyor ve bunu zaptettikten sonra diğer tarafı da alıyordu.”(22) Tarihî olaylardan bu surun İstanbul’u kuşatmaya gelen büyük kavimler tarafından kolayca aşıldığını izlemekteyiz. Dolayısıyla sur kendinden beklenen görevi yapamamıştı.

– Ancak, surun şehri korumak dışında başka görevleri de vardı. Bunlardan biri, şehre dışardan su getiren tesisleri ve su kaynaklarını korumaktı. Diğer bir görevi ise şehrin ihtiyacını karşılayan geniş tarım arazisini kontrol altında bulundurarak, saldırı ve yağmaların önüne geçmekti. Bu hususlarda da surun pek etkili olduğu söylenemez. XI. yüzyıldan sonra tarihi kayıtlarda anılmaması da bu surun artık kendi haline terkedildiğini gösterir.(23)

– Anastasios Suru, sanat tarihinde “Limes surları” olarak adlandırılan bir grup içinde incelenmektedir. Bu tarzda inşa edilen surlar, büyük kavimlerin akınlarından geniş bir sahayı ya da eyaleti korumak üzere bir set meydana getirirler. İngiltere’deki Roma devrindeki akınları durdurabilmek amacıyla imparator Hadrianus (117-138) tarafından inşa edilen sur da bu tiptedir ve Anastasios Suru ile bu sur arasındaki benzerliğe Richard M. Harrison tarafından da işaret edilmiştir. Diğer bir örnek ise, Romanya’da imparator Traianus tarafından yine Roma devrinde yaptırılan Dolmea surudur. Ayrıca, meşhur Çin seddi de aynı amaç için yaptırılmış olup, bu grupta yer alan askerî mimari örneklerdendir.

– Böylece Anastasios Suru ile Roma geleneğinin yaşatıldığına tanık oluyoruz. Surun, Karacaköy yakınında 1898’deki araştırmaları sırasında C. Schuchhardt tarafından görülen 250×300 metre ebatındaki dikdörtgen bir plâna sahip “castrum”u da bu konuda tipik bir örnektir. Roma impatorluğu devrinde, tehlikeli bölgelerde ve sınır boylarında çok sayıda böyle “castrum”lar inşa ettirilmişti. Bu castrumlar muntazam kare ya da dikdörtgen biçiminde tahkimatlardır ve bir veya daha fazla kapıya sahip bulunabilirler, içlerinde ise garnizonun barınması için gerekli çeşitli tesisler mevcut olur. Bunlara güzel bir örnek olarak Edirne’deki “castrum”u vermek mümkündür.(24)

XI. yy.’dan beri kaderine terkedilmiş olan Anastasios Suru, depremlerle ve daha sonra köy ve yol yapımında malzeme olarak kullanılması suretiyle günümüze bazı kalıntılar halinde gelebilmiş ve tamamen yok olmasına az bir zaman kalmıştır.(25)

DİPNOTLAR

(1)  Prokopios, Buildings (Loeb baskısı), 4, 9’da surun inşası imparator Anastasios’a (491-518) mal edilmiştir; buna karşılık, surun 469 (imp. Leon devri: 457-474)da ve 478 (imp. Zenon devri: 476-491)de mevcut olduğunu gösteren kaynaklar da vardır, bu hususta bkz. E. Stein, Histoire du Bas Empire, Paris 1949, II, s.65 (465 yılı için), 89 (478 yılı için); J.B. Bury, History of the later Roman Empire, London 1923, I, s.435’de inşaatın 497 senesine ait oduğu iddia edilmiştir; Chronicon Paschale (Bonn baskısı), s.610’da 512 senesi verilmiştir; C. Schuchhardt, Die Anastasius-Mauer, s.107’de surların Anastasios devrinde yaptırıldığı kabul edilmiştir; R.M. Harrison, The Long Wall, s.33-34’de Anastasios devrinde yapılan çalışmanın bir yeniden inşa olduğu belirtilmiştir; gerçekten de bu devirde büyük bir inşaatın söz konusu olduğu kesindir, krş. F. Dirimtekin, Anasthase Surları, s.23; A.M. Mansel, Trakya’nın kültür ve tarihi, İstanbul 1938, s.44; N. Fıratlı, Uzun duvar, s.22; Uzun sur, şu kaynaklarda da anılmıştır: Suidas, Lexicon, Oxonii 1854, II, süt.3540; Euagrios (yay. J. Bides-L. Parmentier), London 1898; Zonaras ise tarihinde surun bir ucunun Silivri’de olduğunu kaydetmekle yetinmiştir; Bu muazzam müdafaa hattının akınları durduramadığı cereyan eden tarihi hadiselerden anlaşılmaktadır, krş. S. Eyice, Edirne, s.42; A.M. Mansel, Trakya, s.45; F. Dirimtekin, Anasthase Surları, s.4. Zaten, bu kadar uzun bir hattı askerle donatabilmek çok güçtü, bkz. Prokopios, a.g.e.

(2) C. Schuchhardt, Die Anastasius-Mauer; A.M. Mansel, Trakya, s.44; krş. F. Dirimtekin, Anasthase Surları; R.M. Harrison, The Long Wall, s.33.

(3) C. Schuchhardt, Die Anastasius-Mauer, s.120-125; A.M. Mansel, Trakya, s.44-45; F. Dirimtekin, Anasthase Surları, s.5; R.M. Harrison, a.g.e., s.36-37.

(4) N. Fıratlı, Uzun duvar, s.21.

(5) Petrus Gyllius, De Topographia Constantinopoleos it illius Antiquatibus, Lyon 1561, I, s.355.

(6) Evliya Çelebi seyahatnamesi, çev. Z. Danışman, İstanbul 1970, V, s.180.

(7) P. Jean Coppin, Le Bouclier de I’Europe ou la Guerre Sainte, Lyon 1686, s.100-101.

(8) Bkz. gerideki not (1).

(9) J.B. Lechevalier, Voyage de la Propontide et du Pont-Euxin, Paris 1800, II, s.7.

(10)  Comte Andreossy, Voyage a l’embouchure de la Mer-Noire, ou essai sur le Bosphore et la partie du delta dhe Thrda, comprenant le systeme des eaux qui abreuvent Constantinople, Paris 1818, s.159; aynı yazar, Constantinople et la Bosphore de Thrace, Paris 1841, s.345.

(11) C. Schuchhardt, Die Anastasius-Mauer bei Constantinopel und die Dobrudcha-Wälle, “Jahrbuch des Kaiserlich Deutschen Arhäologischen Instituts”, XVI (1901), s.107-127; Bu makalenin tam bir tercümesi de bazı yorumlarla birlikte yayınlanmıştır, bkz. M. Sarantis, To makron teichos tou Anastasiou en te Thrake, “Mesaionika Grammatta”, IV (1939), s.3-27.

(12) P.N. Oreshkov, Visantiiski Starini Okolo Tsarigrad, “Spisanie na Bulgarskata Akademiia na Naukite”, X (1915), s.71-118.

(13) A.M. Mansel, Trakya’nın kültür ve tarihi, İstanbul 1938, s.44-45.

(14) F. Dirimtekin, Anasthase surları, “Belleten”, XII, sayı 45 (Ocak 1948), s.1-10, lev.I-X.

(15) R.M. Harrison, The Long Wall in Thrace, “Archaeologia Aeliana”, 4. seri, 47 (1969), s.33-38.

(16) Nezih Fıratlı, Trakya’da Anastasius surları denilen Uzun duvar, “T.T.O.K. Belleteni”, sayı 63/343 (1979), s.21-22.

(17) J.G. Crow, The Long Walls of Thrace, “Constantinople and its Hinterland” (derleyen: C. Mango-G. Dagron), Aldershot 1995, s.109-124.

(18) Bu inşaat için bölgede mevcut malzemeden yararlanılmış, surun iç ve dış cephelerinde küfeki taşı ya da kum taşından bir örgü meydana getirilerek, arada kalan boşluk harç ile karıştırılmış moloz taşlarla doldurulmuştur. Kesme taşlarının ebatları yaklaşık 48×58 eya 30×45 cm. olarak ölçülmüştür. Bkz. F. Dirimtekin, Anasthase Surları, s.5.

(19) N. Fıratlı, Uzun duvar, s.22.

(20) F. Dirimtekin, Anasthase Surları, s.5, dipnot 10; C. Schuchhardt, Die Anastasius-Mauer, s.111.

(21) C. Schuchhardt, Die Anastasius-Mauer, s.113.

(22) Prokopios, Buildings (Loeb baskısı), Massachusetts 1961, 4,9, s.293.

(23) Bizans devrinde bu sur zaman zaman tamir ettirilmişti. İmparator II. Iustinianos (565-578), sur garnizonunun emniyetini sağlamak için bir kuleden diğerine geçit veren kapıları kapattırmış ve her kulenin altına bir kapı yaptırmıştı. Bu kapılar kapanınca garnizon emniyette oluyordu. İmparator ayrıca Selymbria ve Perinthos’u da tahkim ettirerek surların müdafaa kabiliyetini arttırmak istemişti (Prokopios, Buildings, Loeb baskısı, Massachusetts 1961, 4,9). Bazı tamir kitabeleri de bu surun tamirine dair bilgi vermektedir. Vaktiyle Çorlu’da Hagios Georgios kilisesinde bulunan bir kitabede VIII. Konstantinos (1025-1028) ile Nikephoros (963-969)’ın adları geçmekteydi. Diğer bir tamir kitabesi ise Karacaköy civarında bulunmuş olup, yine VIII. Konstantinos (1025-1028) ile II. Basileios (976-1025)’un adını vermekteydi, krş. C. Schuchhardt, Die Anastasius-Mauer, s.114.

(24) Bkz. S. Eyice, Bizans Devrinde Edirne ve Bu Devre Ait Eserler (Türk tarih Kurumu yay.), Ankara 1964, s.55-47.

(25) Ayrıca bkz. Tayfun Akkaya, Selymbria (Silivri)’nın Tarih İçindeki Gelişimi ve Eski Eserleri, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Doktora Tezi), İstanbul 1984.

Yorum yapın