Uzayın Derinliğinde Yaşamın Temel Yapı Taşı Bulundu

JWST(James Webb Uzay Teleskobu), Uzayın karanlık derinliğinde yaşamın temel yapı taşını buldu. JWST’nin uzak bulutların örtülü derinliğine bakma konusundaki benzersiz yeteneği, şimdiye kadar gördüğümüz en soğuk, en karanlık yerde biyokimyanın unsurlarını ortaya çıkardı.

Dünya’dan 500 ışıkyılı uzaklıkta bulunan Bukalemun I adlı bir moleküler bulutta, elde edilen veriler donmuş karbon, hidrojen, oksijen, nitrojen, kükürt – atmosferlerin oluşumu için kritik elementler – ve amino grupları gibi moleküllerin varlığını ortaya çıkardı. Elde edilen verilerde, topluca HOHNS olarak bilinen asitler vardır. Almanya’daki Bern Üniversitesi’nden astronom Maria Drozdovskaya, “Bu elementler, basit amino asitler gibi prebiyotik moleküllerin temel bileşenleridir, bunlar, yaşamın bileşenleri olarak tabir edilmektedir.

Buna ek olarak, Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nden astronom Melissa McClure liderliğindeki uluslararası bir araştırma ekibi de su, metan, amonyak, karbonil sülfit ve organik molekül metanol gibi daha karmaşık moleküllerin donmuş formlarını belirledi. Yıldızlar ve gezegenleri soğuk, yoğun moleküler bulut kümelerinde doğar. Bilim adamları, Güneş’i oluşturan moleküler bulutta CHONS ve diğer moleküllerin bulunduğuna ve bunların bir kısmının daha sonra buzlu kuyruklu yıldızlar ve asteroitlerle çarpışma sonucu Dünya’ya düştüğüne inanıyor.

Bukalemun I’de bulunan elementler ve moleküller derinlikte dolaşırken, bir gün gezegen oluşumuna dahil olabilir ve yeni bebek gezegenlerde yaşam için gerekli malzemeleri sağlayabilir. Leiden Gözlemevi astronomu Will Rochavom bu durumu açıklamaktadır, “Metanol ve muhtemelen etanol gibi karmaşık organik molekülleri tanımlamamız, bu belirli bulutta gelişen birçok yıldız ve gezegen sisteminin molekülleri oldukça gelişmiş bir kimyasal durumda miras alacağını gösteriyor. Bu, gezegen sistemlerindeki prebiyotik moleküllerin varlığının, kendi güneş sistemimizin benzersiz bir özelliğinden ziyade, yıldız oluşumunun ortak bir sonucu olduğu anlamına gelebilir.”

Bulutlarda Yaşamın Temel Yapı Taşını Aramak

Soğuk ve yoğun bir bulutsu yapıda olan Bukalemun I, Dünya’ya en yakın aktif yıldız oluşum bölgelerinden olan karanlık bir toz ve buz yığınıdır. Bu nedenle, bileşimini hesaplamak, bize yıldızların ve gezegenlerin oluşumunda yer alan bileşenler hakkında bir şeyler söyleyebilir ve bu bileşenlerin, oluşturan dünyaya nasıl dahil edildiğini anlamamıza yardımcı olabilir.

Güçlü kızılötesi algılama yetenekleriyle JWST(James Webb Uzay Teleskobu), yoğun tozun arkasını kendisinden önceki diğer tüm teleskoplardan daha fazla netlik ve ayrıntıyla görebilir. Bunun nedeni, ışığın kızılötesi dalga boylarının daha kısa dalga boylarının yaptığı gibi toz parçacıklarını dağıtmaması, yani JWST gibi cihazların Hubble gibi optik cihazlardan daha etkili bir şekilde tozun arkasını görebilmesidir.

Bilim adamları Bukalemun I’deki tozun kimyasal bileşimini belirlemek için absorpsiyon imzalarına güveniyorlar. Buluttan geçen yıldız ışığı, içindeki elementler ve moleküller tarafından emilebilir. Farklı kimyasallar farklı dalga boylarını emer. Çıkış ışığının spektrumu toplandığında, bu emilen dalga boyları daha koyudur. Bilim adamları daha sonra hangi elementlerin mevcut olduğunu belirlemek için bu soğurma çizgilerini analiz edebilir.

JWST(James Webb Uzay Teleskobu) Aracılığıyla Daha Fazla Gözlem

JWST(James Webb Uzay Teleskobu), bileşimi hakkında şimdiye kadar gördüğümüzden daha fazla fikir edinmek için Bukalemun I’e daha derinlemesine bakıldı. Silis tozu parçacıklarını, daha önce bahsedilen CHONS ve diğer molekülleri ve buzu, uzayda daha önce ölçülenlerden daha soğuk, yaklaşık -263 santigrat derece olduğunu buldu. Bulut yoğunluğu için CHONS miktarının, beklenen kükürtün sadece yüzde 1’i dahil olmak üzere beklenenden az olduğu tespit edildi. Bu, kayalar ve diğer mineraller gibi ölçülemeyen yerlerde başka malzemelerin hapsolmuş olabileceğini düşündürmektedir.

Şu anda daha fazla bilgi olmadan bir şey söylemek zor, bu yüzden ekip daha gözlem yapılması yönünde hemfikir. Moleküler bulut tozu parçacıklarını örtmekten onları kuyruklu yıldızlara dahil etmeye ve hatta muhtemelen gezegenleri tohumlamaya kadar, bu buzların evrimini haritalamalarına yardımcı olacak daha fazla gözlem yapılmalıdır. McClure, “Bu, buzun ilk sentezinden protogezegen disklerinin kuyruklu yıldız oluşturan bölgelerine nasıl evrildiğini görmek için çekeceğimiz bir dizi spektral görüntünün yalnızca ilkidir” ve “Bu bize ne tür buzlu karışımın – ve dolayısıyla hangi elementlerin – sonunda karasal ötegezegenlerin yüzeylerine gönderilebileceğini veya dev gaz veya donmuş gezegenlerin atmosferlerine emilebileceğini söyleyecektir.” Farklı sıcaklık değerlerine sahip gezegenlerde yaşamın temel taşlarının olabileceği yapılacak gözlemlerden elde edilen verilerle açıklanabilir.

Yorum yapın